Yanlızlıklar Romanı (KTP01)

5,00
İndirim Oranı : %50 İndirim
Fiyat : 50,00 TL(KDV Dahil)
İndirimli : 25,00 TL(KDV Dahil)
{{ 'UrunDetay_ToplamStokAdedi' | translate }} : 2230
* 4,54 TL 'den başlayan taksitlerle

Özel basım otobiyografik roman "e-atecra" farkı ile sadece sitemizde satılmaktadır.

ADET

Artır Azalt
Tavsiye Et

Yalnız kalmayı severdim. Kimsenin bana dokunmama isteği, bu fasulyelik durumlarından üzerime yapışan bir “yedekteki adam” olma hallerinden kaldı. Ben “fasulyeden oyuncu” oldukça “diğeri” oldum. Sevdiğim, dokunmaya çalıştığım insanlar, yanlarında oturmak istediğim büyükler, dondurmasından yalamak istediğim kardeşler olmadı hayatımda.

Biri de kalkıp matematik öğretmedi. Sürüngen beynimden gelen onca isteği melankolik bir ruh haliyle kabullendim, akıllı insan olamadım, beni en çok kendi yalnızlığıma bıraktığım diğerleri üzdü. Onları sevdiğimi, onlarla beraber olmak istediğimi her söylediğimde “fasulyesin sen” olarak kaldım.

Öteye gitmemek, beride kalmamak, en önemlisi “yalnızlıklar romanı” olmaktı İsmail… 
 
...
Ambulansın içi aydınlıktı. Şoför ile iki doktorun sırtını ön camdan görebiliyordum. Doktorlar ara sıra arkaya bakıp gülümseyen gözlerle “iyi misiniz” dercesine bakıyorlar, sonra yeniden önlerine dönüp aralarında sohbet etmeye devam ediyorlardı. Annem yine olmadık hikayeler anlatmaya başlamıştı bile bana. Almanya’da geçirdiği zamanları, babam ile olan tartışmalarını, ananemin ölmediğinden bahsedip duruyordu. Arada sırada “okul nasıl” diye sormadan da içi rahat etmiyor gibiydi. Annem anlattıkça ben ambulansın arka canından dışarı seyrediyor, okuyabildiğim kadarıyla trafik levhalarındaki köy ve semt yazılarına bakıyordum. Bazı bazı dışarıdan gelen ışıklar çoğaldığında etrafıma daha dikkatli bakıyor, yaşadığım yerdeki binalardan daha yüksek binaları olduğunu gördüğümde hayret içinde “anne nereye gidiyoruz” diye soruyordum. Annem “Almanya’ya babanın yanına gidiyoruz” oğlum diyordu. Almanya bu kadar uzak olamazdı. Saatlerdir yollardaydık. Karanlıklar şehir ışıklarına, şehir ışıkları şehrin binalarındaki evlerin lambalarına karışıyordu. Zaman zaman arkamızdan geçip ambulansı sollayan araçların keskin ışıkları içeriye süzülüyor, gözlerimi yakarcasına aydınlık veriyordu. Sonunda ambulans daha çok durmaya ve kalkmaya başladı. Uzun süre şehrin ışıkları kaybolmadı, belli ki büyük bir şehirdi burası.
Hava aydınlanmaya ve binaların ışıkları sönmeye başladığında geniş bir kapıdan geçtik ve sonra ambulans durdu. Ambulansın kapısı açıldı. Karşımızda aracın ön koltuğunda oturan iki doktor ve şoförden başka doktorlar ve tanımadığım mavi giyimli hademeler vardı. Hademeler diyorum çünkü o zaman kadar mavi elbise giyen tek okul hademelerini görmüştüm. Oysa bunlar farklıydı. Annemi de beni de indirdiler. “Geldik mi Almanya’ya” diye sordu annem. “Mavi elbiseli kadınlardan biri “geldik teyze” dedi ve annemi alıp pencereleri demir korkuluklarla kaplı büyük binaya götürdüler. “Sen benimle gel” dedi bizi getiren doktorlardan biri. Elinde beyaz kağıtlar vardı. Demir parmaklıklı pencerelerin olduğu büyük binanın yanındaki küçük binaya doğru gidiyorduk. Annem hayli gerimde kalmıştı. Doktorların biri başımı sıvazladı “kaça gidiyorsun sen bakalım” dedi, “üçüncü sınıfa gidiyorum amca” dedim mağrur ve yorgun bir ses tonuyla zira koca gece hiç uyumamıştım.  
Binaya girdik. Beni geniş salondaki bankların birine oturttular. Sonra ben bankın üzerine, sırtımı duvara yüzümü onlara dönerek yan bir şekilde uzandım. Uyumuşum. 
...